Diyabet; halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen, başta kan şekeri olmak üzere birçok metabolik olayda arızaya neden olan, kronik (müzmin) bir hastalıktır. Diyabeti sadece “kan şekeri yüksekliği olan hastalık” diye tanımlamak çok eksik olmaktadır. Pratikte diyabet hastalığında tamamen iyileşme beklenmez, daha çok iyi kontrol hedeflenir. Altta yatan neden (obezite, ilaç kullanımı, başka hastalıklar…) ortadan kaldırıldığında düzelen diyabet hastaları olmakla birlikte hastalığın tamamen geçtiği nadir görülmektedir. Sağlıklı kişilerde kan şekeri aralığı bellidir. Zaman zaman bu aralık için görüşler de değişir. Çok eskiden üst sınır 120 gibiydi. Sonra 115 oldu, bir ara 110 üst sınır benimsenmişti. Son yıllarda 100 mg/dl üst sınır olarak sabitlendi. Sabah açlık şekeri damardan alınan kanda 70-100 mg/dl arasında olması normal olarak kabul edilmektedir. Vücudumuzda tüm maddeler belli miktarlarda bulunmaktadırlar. İdrar, dışkı, tükürük ve ter gibi sıvı içeren atıklar ile bu denge kurulmaya çalışılır. Asıl emirleri hormonlar verir. Vücudumuzdaki hemen tüm maddelerin miktarlarını dengeleyen bir veya birden fazla hormon aktif çalışır durumdadır. Kan şekeri düzeyi için de bu kural geçerlidir. İnsülin, kandaki şekeri düşürmeye yönelik çalışırken, glukagon, büyüme hormonu, adrenalin ve kortizol de yükseltmeye çalışır. Bu denge sürüp gider. Ta ki bu hormonlardan birisinin az veya çok çalışması dengeyi alt üst edene kadar. Kan şekeri yüksekliği de, düşüklüğü de vücuda zarar veren bir dolu olayı tetikler. Bu bilgiler ışığında tanımı yineleyelim. Diyabet, kandaki şeker düzeyini bir dengede tutan insülin hormonunun eksikliği, yetersiz kalması veya etkisizliği sonucunda, kan şekerinin yükselmesi ile karakterize kronik, ilerleyici bir hastalıktır. Bir de tokluk şekeri vardır. Günün çoğu zamanını az veya çok tok olarak geçirdiğimizden tokluk şeker değerleri de çok önemlidir. Sağlıklı bireylerde tokluk şekeri 2. saat değeri 140 mg/dl üzerinde olmamalıdır. Tokluk şekeri için alınan gıdanın karbonhidrat içeriği standart değildir, bu nedenle tanıda kullanımı sınırlıdır. Ama yüksek değer her zaman değerlidir. Yani diyabet kan şekerinin açlık ve/veya tokluk zamanlarında yükselmesi durumuna denir. Bu basit tanıma rağmen hastalık oldukça karışıktır. Yükselen kan şekeri ile damar içinde adeta “ağdalı bir sıvı” dolaşmakta ve narin hortumlar sistemi olan damarları bozmaktadır. Bu nedenle az veya çok tüm organlar etkilenmektedirler. Çoğu hastada diyabet sinsi başlar ve bir süre öyle seyreder. Bu seyir ciddi dezavantajdır. Neyse ki, artık kişiler daha meraklı ve şüpheci oldular. Diyabet daha bilinir, tanınır ve korkulur oldu. Daha sık yapılan kan tetkiklerinde hemen ilk istenen tetkik açlık kan şekeri olmaktadır. Böyle olunca tanınması kolaylaştı ve yaygınlaştı. Artık biliyoruz ki daha kolay tanınması dışında diyabetin sıklığı da artmaktadır. Ülkemizde her 7 kişiden biri diyabetik, diğeri de diyabetik olma yolundadır. Tanımı bir daha yapalım. Diyabet sık görülen, kontrol altında tutulması gereken, erken yaşta ölüm, engelli olma gibi sorunlara yol açan ve yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bir halk sağlığı sorunudur. Yaşam boyu takip ve tedavi gerektirir.

Prof. Dr. Betül Uğur ALTUN
• Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları