Çevre Faktörleri ve Kanser

cevre-faktorleri-ve-kanserÇevre faktörlerinin etkilerini ecdadımız da iyi biliyormuş ki eğer bir lokasyonda hastane kurulması düşünülüyorsa, bir kaç faktöre göre değerlendirme çalışmalarının neticesinde karar kılınırmış. Örneğin Zeynep Kamil Hastanesi, Haseki Hastanesi gibi hastanelerin kuruluşları da farklı bir çevre örneklemi ile yerleri belirlenmiştir. Geniş bir lokasyonda bir kaç yere  kurbanlar asılırmış, hangi kurbanın eti en geç çürüdüyse padişah oraya hastane yapılmasını ferman buyurmuş.

Ancak günümüzde özellikle büyük şehirlerimizde sağlıklı köşeler bulmak çok zor. Günümüzde sağlıklı olmanın bir hal olduğu bilinci özellikle doktorlar, sağlık kurtuluşları, çevreci dernekler aracılığı ile topluma ulaşırsa, çevresel faktörlere bağlı hastalıklar önlenebilir. Genelde korunma aynı zamanda tedavinin ilk basamağıdır. Ancak örneğin nükleer reaktörden bir sızıntı varsa radyoaktif iyodin alımıını potasyum iyodid engelleyebilir. Özellikle kayalık bölgelerde oturulan yerlerde radon varsa başka bir yere taşınma önerilir.
Moleküler düzeyde kanser yapıcılar arasında sigara ve motorin poilsilik aromatik hidrokarbonlar, tarım ürünlerindeki alfatoksinler B tipi sarılık virüsü, papilloma virüsü, AIDS virüsü, ve radon gazı sayılabilir.

Çevre Faktörlerine Bağlı Akciğer Hastalıkları ve Kanseri

Kirli havayı yaratan durum, taşıtlar, ve diğer kaynaklar tarafından çıkarılan hidrokarbon ve nitrojen oksitlerin güneş ışını etkisiyle okside olmasına bağlıdır. Bu durum solunum sistemi hastalıklarında ve akciğer kanserinde artışa neden oluyor. Solunum kanserojeni olan radon öncelikle doğalgazdan çıkıyor. (Akciğer kanseri yapma riski %0,2-1)Sigara içilmesi bu riski 10 kat arttırıyor. Düzeyi ise ucuz olarak ölçülebiliyor. Fren balatalarında, marleylerde, muşambalarda, talk pudrasında, bazı tost makinelerinde bulunan amyant (asbest) akciğer kanseri ve mezotelioma (akciğer zarı kanseri) yapıyor. Amyant soba ve ütü yapımında kullanılıyor. Eskişehir, Bursa ve Sivas’ta bol miktarda bulunuyor. Sadece asbest fiberlerinin 5 mikrometreden kısa olanları kansere neden olmuyor. Pasif içicilerde bile kanser yapan sigaranın kapalı yerlerde yasaklanmasıyla kanser vakalarında azalma görülmüştür. 

Çevre Faktörlerine Bağlı Cilt Kanserleri

Radyasyon veya güneş yanığı değişik cilt kanserlerine neden oluyor. Melanoma’nın (cilt kanseri) kuzey ülkelerinde son yıllarda 20 misli, arttığı gösterildi. Özellikle UV (ultra viyole) süresinin uzunluğu, sıklığı, ciltteki pigment oranının az olması riski arttırıyor. İyi tedavi edilmeyen yanıkların kenarında yassı hücreli kanser polinükleer aromatik ürünler sonucu epidermal cilt kanseri gelişiyor. 40 yaşından itibaren yapılan yıllık cilt kontrolleriyle bu kanserde önlenebiliyor.
Cilt yoluyla emilen 4-nitrobifenil, x-Naftilamin (bit ve pireye karşı kedi ve köpek tasmalarında kullanılıyor.) Naftalinamin (boya sanayinde kullanılıyor.) pamuğu doğrudan boyayan benzidin 4- Aminobifenil), 3.3-dikolorobenzidin mesane kanseri yapabiliyor. Ancak cilt kanseri yapmıyorlar. Yurt dışında bu maddelerin miktarlarının yazılması zorunlu olduğu halde ülkemizde raf ömürlerinin uzaması bu maddeler kanser yapıcı düzeylerde bulunuyor ancak miktar yazma zorunluluğu olmadığı için yazılmıyor.

Çevre Faktörlerine Bağlı Üriner Sistem Kanseri

İnsandaki kanserin %2’si bu sistemle ilgilidir. Erkeklerde, sigara içenlerde ve asbest işçilerinde iki misli artan risk gene özellikle denizlerimize yapılan arıtmasız deşarjlar sonucu midye, istiridye gibi deniz ürünlerimize yerleşen ağır metaller (kadminyum, kurşun) böbrek hastalığına neden olarak kanser gelişme riskini arttırıyorlar. Aşırı ağrı kesici kullanımı sonucu böbrek kanseri, fenasetin metaboliti olan N- Hidroksifenasetin etkisiyle böbrek, üreter ve akciğer kanseri gelişiyor. Sakarin farelerde mesane kanserine neden olduğu gösterilmiş, ancak insanlarda bu kanıtlanmamış.

Çevre Faktörüne Bağlı Sindirim Sistemi Kanseri

Sigara ağız boşluğuna komşu bölgelerde ve farenkste (boğaz) yassı hücreli kanser yapıyor. Çiğnenen tütünde bu kanser türü daha sık görülüyor. Sigarada bulunan nitrozamin yemek borusu kanserine neden oluyor. Kanseri önleyici antioksidan maddelerin (celenium , vitamin D gibi) maddelerinin önde geleni olan C vitamini nitritten nitrozamin oluşumunu engelliyor. Bölgesel olarakl yemek borusu kanserinde ki artış Asya, Kuzey İran, Bağımsız devletler topluluğunda görülüyor. Mide asidini nötralize eden bikarbonat sekresyonunu azaltan sigara gastrit gelişmesi yoluyla da mide kanseri riskini arttırıyor. Japonlarda bu kanser azalmış. Yöresel dağılım olarak İzlanda, Şili, Japonya ve mide kanseri bazı Doğu Avrupa ülkelerinde sık, Batı Avrupa ve ABD’de az görülüyor. Tuzlu tütsülenmiş balık, meyve ve sebzelerin az yenilmesi özellikle konserve et ve sosiste olan nitratlar kanser riskini arttırıyor. Dondurucuların kullanımı ile konserve tüketimi azaldığı için kanser riski de birlikte azalmış oluyor. Kuzey Amerika ve Avusturalya’da kalın bağırsak kanserinin sık görülmesi buna karşın Afrika, Asya ve Güney Amerika gibi fakir yörelerde az görülmesi lifli ve yağsız diyetin koruyuculuğunu gösteriyor.Almanya’da 2004 yılında ki istatistiki sonuçlara göre kadın ve erkek birlikte sayıldığında bağırsak kanserinin bir numaraya yükseldiği saptandı. Önlem olarak aynen ABD’de olduğu gibi 45 yaşından sonra 10 yılda bir kolonoskopi kontrolü, obezite, sigara ve sedanter yaşama karşı savaş başlatıldı. 
Karaciğer kanseri yaptığı düşünülen aspergillus ürünü aflatoksin, yer fıstığı gibi yemişlere bulaşıyor ancak Afrika ve Asya gibi aynı yörelerde B tipi sarılık salgın olduğu için şimdi daha çok sarılık virüsü karsinojen  olarak düşünülüyor. Lastik, plastik madde yapımında, suni deri yapıştırıcısı olarak tekstilde, kimya endüstrisinde, kullanılan vinilklorid karaciğerde kanser yapıyor. İnsektisidlerde bulunan inorganik arseniğin uzun süreli kullanımında karaciğer kanseri yaptığı puro sigarasının ise pankreas kanseri riskini 5 misli arttırdığı biliniyor.

Kan ve Bağışıklık Sistemi ve Çevre Faktörleri

Benzin, naylon, deterjan, kauçuk boya, böcek ilacı yapımında kullanılanbenzinin karsinojen olduğu biliniyor. Arsen, kadminyum, bakır, altın, demir, kurşun, çinko gibiağır metallerin hem kan hücre bozuklukları hem de bağışıklık sistemini baskı yoluyla enfeksiyon ve kanser riskini arttırdığı biliniyor. Bağışıklık sistemi baskılanmış böbrek transplantasyonluı hastaların yarısında 10 yıl içinde dudak kanseri (21X), lenfoma (28 -49X), kaposi sarkoma riski (400-500X)artıyor. Kök hücreden böbrek yapımı çalışmalarına destek bu konuya en iyi çözümlerden biri. Gene amyant silis, benzidin ile çalışan kişilerde kanser artarken bağışıklık sistemi normal olanlarda bu artış gösterilmemiş. Solunum yoluyla ozon, nitrojenoksid ve sülfürdioksidin bağışıklık sistemini baskıladığı biliniyor.
Her yıl 5 milyon değişik kimyasal madde, 150 miyon ton dolayında üretiliyor. Bunların üretimi, depolanması, taşınması ve atımı sırasında çıkan atık maddeler bazen daha az toksik maddelere dönüşebiliyor ancak bazen de bu aşamalarda daha toksik maddeler gelişebiliyor. Hava, su ve yiyeceklerle her gün ve cilt yoluyla da çoğu kez bu zehirli ürünlerle karşı karşıyayız. Bunlar saf olmadıkları için tanınma zorlaşıyor. Üstelik bulgular bazen grip, başağrısı ve mide yakınmalarını taklit ediyor. Ve gerçek neden ortaya çıkmıyor. Değişik mesleklerde kullanılan 50.000 dolayında kimyevi maddenin %80’i hakkında bilgimiz yok. Köklü araştırmalar ve riskler konusunda halk eğitilmeli; ABD’de (sigara ve AIDS’te) olduğu gibi televizyondan bu konuda yararlanmalıdır. Çernobil de dahil olmak üzere 6 nükleer reaktör kazasının bilinen en büyükleri Three Mile Island ve Windscale radyonüklitlerin yayılmasına neden olmuş Çernobil’de 116500 kişi yüksek dozda radyasyona maruz kalmıştır. Nükleer reaktörlerde radyoaktif uranyum yine radyoaktif olmayan thoriumun kullanılması (tüm dünyada olanın %67 ülkemizde) gene kanser vakalarının artmasını önleyecektir.
Radyolojinin tıpta ve dişhekimliğinde tanıda kullanımı sonucu tüm lösemilerin %1 ve tüm meme kanserlerinin %0.7’sinin geliştiği saptandı. Bu cihazlarda da düşük radyasyon oranına sahip olanlar tercih edilmelidir. 

Düşük dozlarda alınan radyasyonun en önemli geç etkisi kanserdir. Ve bu kanser radyasyon almamış kişilerde değişik nedenlere bağlı da olan aynı yaşlarda ortaya çıkmaktadır.
Sonuç olarak çevre faktörlerinin kanser üzerine etkilerini araştırmak kadar bilinen faktörlerin öğretilmesi, yaygın eğitim yoluyla (TV, radyo, sinema, basın) tüm bireylere ulaşması çok önemlidir. Koruyucu kanunların yapılması tıp ve teknik personelin bulunması tercih edilmelidir.  Hükümetlerle sivil toplum örgütleri yaptıkları organizasyonlarla halkı eğitmeli ve uyarmalıdır.
 
Uzm. Dr. Yaprak BİREN
İç Hastalıkları Uzmanı